ayık yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayık yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

yağmur yağdı.. herkes kaçtı..

yağmur yağarken bakıyorum da sokaklara..

herkes koşar adım kaçıyor..

yağmur yağarken en çok,
aylak aylak yürüyerek,
adımlarken sevgilinin elinden tutarak..
onun dudaklarında olmayı sevdim..

yağmur yağarken en çok,
bomboş sokakların sessizliğinde,
sırılsıklam sevgiliyle sevişmeyi sevdim.

yağmur yağdı,
herkes kaçtı..

yağmur yağdı,
biz öpüştük..

yağmur yağdı,
biz seviştik..

terkedilmiş ve
ıslak kaldırımların hatırına.

ve biz seviştik,
yağmur yağdı..

sonra zaten,

herkes kaçtı..

eski camel mutlulukları..

elimde geçmişten kalmış bir eski camel paketi,
eski bir kitabın arasına karıştırılmış,
hangi sayfada kaldığım belli olsun diye..

ne garip,
yıllardır camel içerim,
camel değişti,
ben değiştim,
biz değiştik,
dünya değişti..

elime aldığım sigara paketinde mutluluk hissettim,
ta geçmişten kalan,
belkide o günlerden kalan..

sanırım çok daha mutluydum..
yani şimdi hayatımı istediğim şekilde yaşıyorum çoğu zaman
ama nedendir bilmem,
ben o eski camel günleri kadar mutlu olamadım
o günlerden sonra..

camel değişti,
ben değiştim,
biz değiştik..

sen değiştin..

şimdi ciğerime çektiğim duman,
daha yapay geliyor,
şimdiki çoğu yapay mutluluğum kadar..

camel değişti,
ben çok değiştim..

ve eskisi gibi
olmayacak hiçbirşey..

çünkü ben, sen, dünya..

çünkü biz değiştik..

esir savaşçı..

iki cümle kuramaz oldum..
yazamıyorum..
yetileri elinden alınmış bir esir gibiyim,
şu sıralar yaptığım tek şey savaşmak..

kendimi yeniden bulmak için..

evet bir gladiator gibiyim şu sıralar..
"esir bir savaşçı.." nihayetinde..

bilincimle, inançlarımla ve sıkça insanlarla savaşıyorum..

ne şans var bende,
şöyle adam gibi, hileye hurdaya kaçmayan,
ağız tadıyla savaşacak birini bile bulamıyorum..

dün truva'da nasıl savaşıyorsam,
bugün bu arenada yine öyle yürekli savaşıyorum..

olsun,
sırayla geliyorlarsa da..

pes etmiyorum,
savaşıyorum...

sadece esir olmak'tan iyidir belkide,

çünkü en azından,
halen

savaşabiliyorum..

seni en çok..


gök gürülderken uyandığımda yüzüm hep güler benim,
dışarıya yağmur,
çünkü,
dışarıya hayat yağıyordur..

seni en çok,
o yağmurlarda yalnız yürürken düşüneceğim.
eline verip biletini, getireceğim aklıma.

seni en çok,
o ıslak kaldırımlarda adımlarımı atarken düşleyeceğim,
o an nerede ve nasıl adım attığını mesela.

bir belediye otobüsü gürültüsünde,
"yaşlıya" yer vermişken en saygılısından bir çocuk,
işte o belediye otobüsünde,
işte o koltukta otururken düşüneceğim seni en çok..
o an, hangi yollarda olduğunu merak ederek.

kulaklarıma taktığım kulaklıklarla düşüneceğim seni en çok,
"kimbilir şimdi ne dinliyordur" diye..

seni en çok,
denizin mavisinde düşüneceğim,
teninde halen eskisi gibi mi duruyor diye su kabarcıkları.

seni en çok,
gittiğim bir sinemada,
içtiğim bir kahvede,
ettiğim bir kavgada düşüneceğim..

o an ne yaşıyorsam zamanı durdurup,
düşüneceğim..
en çok seni..

gökyüzünün mavisine bakarken,
gözlerine bakar gibi
seni en çok bir mavi'de düşüneceğim..

içimdeki haylaz çocukta,
gece oturduğumda baktığım yıldızlarda,
seni en çok işte o yaldızlı gecelerde düşüneceğim..

iskelenin ucunda,
ya da yattığım şezlongun boş olan yan tarafında..
seni işte orada en çok ta dalga sesleriyle düşüneceğim..

seni en çok,
en çok seni..

ve sanırım çokça seni..

düşüneceğim..